“Ara Eleman mı Dediniz? O Tekniker, Sistemin Omurgasıdır”

Dr. Turhan KARAKAYA

Makine Teknisyeni, Mekatronik Teknikeri, İklimlendirme-Soğutma Teknikeri,  Makine Mühendisi, Mekatronik Mühendisi, Endüstri Yüksek Mühendisi

Sistemi kuran, çalıştıran, sürdüren kişi asla “ara” değildir; tam aksine “esas”tır.

Sektörde sıkça duyulan bir cümle var: “Nitelikli ara eleman bulamıyoruz.” Her ne kadar bu cümle ilk bakışta bir ihtiyacı ifade ediyormuş gibi görünse de, aslında sektörün yıllardır kendi eliyle kurduğu tuzağın itirafı gibidir. Çünkü “ara eleman” deyimi, ne tanımı belli bir pozisyondur ne de bir meslek unvanıdır. Bu tanımsızlık içinde kaybolan ise, uygulama bilgisi yüksek, teknik donanıma sahip, çoğu zaman sahadaki sorunu ilk çözen kişi olur: tekniker.

“Ara eleman” denilen kişilerin büyük bir bölümü teknik eğitim almış, mesleki yeterlilik belgesine ya da diploma sahibidir. Ancak bu insanlar, “ara” sıfatıyla anıldıkça, toplumsal algıda geri plana düşmekte, kurumsal saygı görmemekte ve ne yazık ki mesleki motivasyon kaybı yaşamaktadır. Oysa modern bir üretim zincirinin herhangi bir halkası “ara” sayılamaz. Hele ki sistemi kuran, çalıştıran, sürdüren kişi asla “ara” değildir; tam aksine “esas”tır.

Tekniker, yalnızca iki yıl okumuş biri değildir. Üniversitelerin meslek yüksekokullarında eğitim almış, uygulama odaklı bir teknik formasyondan geçmiş, sınav ve proje süreçlerinden geçmiş profesyonel bir pozisyondur. Bugün HVAC sektöründe teknikerler; VRF sistemlerinden chiller kurulumuna, borulama tasarımından sistem devreye alma prosedürlerine kadar geniş bir yelpazede aktif rol oynamaktadır. Ancak gelin görün ki, hâlâ iş ilanlarında “mühendis veya tekniker” denmesine rağmen, iş yerinde karar yetkisi verilirken tekniker sadece “yardımcı personel” olarak görülmekte, hatta çoğu zaman mühendis tarafından yapılan çizimin “sadece” uygulanmasıyla sınırlandırılmaktadır. Hâlbuki uygulama kararı, uygulamanın kendisinden çok daha karmaşıktır.

Yasal zemine bakıldığında teknikerlik son derece net tanımlanmıştır. 3795 sayılı kanuna göre tekniker, teknik eğitim veren en az iki yıllık bir yükseköğretim programından mezun olan kişidir. Bu kişi, kendi uzmanlık alanında proje yönetiminden saha uygulamasına kadar birçok sorumluluğu üstlenebilir. Bu unvanı kullanmak, sadece sahada çalışmakla değil; eğitimle, belgeyle ve yasal statüyle mümkündür. Ancak toplumda hâlâ “eli yatkınsa yeterlidir” anlayışı yaygın. Bu anlayış sadece teknikere değil, tüm mesleki eğitime zarar vermektedir.

Teknisyen, yalnızca pratiği bilen değil, eğitimiyle pratiğini yasal hale getirmiş kişidir.

Aynı sorun teknisyenlikte de karşımıza çıkar. Bugün “teknisyen” unvanı, teknik liseler ve meslek liselerinden mezun olan kişilere verilen, yine yasa ile güvence altına alınmış bir teknik pozisyondur. Teknisyen, sistemin parçalarını tanır, devre şemalarını okuyabilir, montajdan devreye almaya kadar olan süreci uygulama düzeyinde yürütür. Ancak günlük kullanımda “iki iş yapabilen herkes”e teknisyen denilmesi, bu unvanı da ciddi şekilde aşındırmıştır. Oysa teknisyen, yalnızca pratiği bilen değil, eğitimiyle pratiğini yasal hale getirmiş kişidir.

Gelelim ustalık meselesine. Ustalık, sahada çalışarak değil, eğitim alarak, sınava girerek ve MEB onaylı bir belgeyle elde edilir. Ustalık belgesi, sadece işi yapabilme yeterliliğini değil; aynı zamanda başkasına öğretebilme, yanında çırak ve kalfa çalıştırabilme yetkisini de getirir. Ancak ülkemizde her tornavida tutan kişiye “usta” demek o kadar normalleşmiş ki, gerçek ustalar bile bu laf kalabalığında görünmez hâle gelmiştir.

Bu unvanların tamamı “usta, teknisyen, tekniker” üretimin olmazsa olmaz aktörleridir. Bu kişilerin eğitim süreçleri belli, yasal yetkileri tanımlıdır. Ancak tüm bu profesyonel birikim, bir çırpıda “ara eleman” diyerek gölgeleniyor. Asıl trajik olan da bu: Kendi sistemini kuran, kendi insan kaynağını yetiştiren, sonra da ona “ara” diyerek değersizleştiren bir sektörle karşı karşıyayız.

Daha da ilginci, bu kavram kargaşasının sektör dışı kaynaklı olması. Aileler, çocuklarını meslek liselerine yönlendirmekten imtina ediyor. Çünkü teknik eğitimi, “başka seçenek kalmadığı için gidilen yol” olarak görüyorlar. Hâlbuki Almanya, İsviçre, Avusturya gibi ülkelerde teknik liseye gitmek, yüksek potansiyelli öğrenciler için bilinçli bir yönlendirme biçimidir. O ülkelerde tekniker, sistem kuran kişidir. Amerika’da associate degree mezunu tekniker, HVAC sistemini kurar, devreye alır, bakım planını yapar ve sektörde saygı görür. Bizde ise hâlâ “iki yıllık” muamelesi yapılır.

Teknik eğitimin değersizleştirilmesi sadece bireyleri değil, sektörleri de yorar. HVAC gibi detaylı mühendislik çözümü isteyen bir sektörde, sahaya hâkim bir tekniker olmadan sistemin sağlıklı kurulması neredeyse imkânsızdır. Ama biz hâlâ bu kişiye “ara eleman” diyoruz. Sonra da “nitelikli insan bulamıyoruz” diye hayıflanıyoruz. Evet, bulamıyoruz. Çünkü nitelikli insan kendini değersiz hissettiği yerde durmaz. Kalmaz. Gider.

Bir diğer sorun da unvanların kontrolsüz kullanımı. Teknisyen ya da tekniker olduğunu söyleyen kişilerin kaçta kaçı gerçekten mezun? Sahada yapılan denetimlerde, bu unvanı kullanan kişilerin çoğunun gerekli eğitimi almadığı, ilgili belgeleri taşımadığı görülüyor. Bu da yalnızca bireysel bir sorun değil; mesleki güvenliğin ve sektör kalitesinin doğrudan zedelenmesidir. Üstelik bu kontrolsüzlük, gerçekten eğitim almış kişilerin de itibarını zedeliyor. Çünkü unvan kirlenince, emeğin karşılığı da buharlaşıyor.

Tüm bu sorunlar bir zincirleme reaksiyon yaratıyor. Gençler teknik eğitime yönelmiyor çünkü sonunda “ara eleman” denileceğini biliyor. İşverenler kaliteli personel bulamıyor çünkü saygınlığı olmayan bir mesleğe yatırım yapılmıyor. Üniversiteler meslek yüksekokulu kontenjanlarını dolduramıyor çünkü lise mezunları dört yıllık bölümleri tercih ediyor. Sonuç olarak: sistem hem insan hem verim hem de kalite kaybediyor.

Bu noktada kavramsal bir değişim artık kaçınılmaz. “Ara eleman” deyimini bir kenara bırakmak, unvanları yasaya ve eğitime göre tanımlamak, sahada kim hangi yetkiyle çalışıyor sorusunu açıkça sormak zorundayız. Çünkü teknik işler şansa bırakılamaz. HVAC sistemleri gibi hassasiyet isteyen sektörlerde bu hassasiyet sadece mühendislik çizimlerinde değil, o çizimi uygulayan teknik kadronun yetkinliğinde başlar.

Bu farkındalığı sağlamak için önce dilimizi değiştirmeliyiz. “Ara” diyerek ötekileştirdiğimiz kişi, aslında sistemin esas unsurudur. Ustalık belgesi olan kişi, yalnızca “iş bilen” değil; aynı zamanda sorumluluk sahibi bir rehberdir. Teknisyen, üretimin doğrudan uygulayıcısıdır. Tekniker ise uygulama zekâsıdır. Bu kişilere ancak unvanlarıyla hitap edersek, işimize gereken saygıyı göstermiş oluruz.

Unutulmamalıdır ki cihazlar, kurallara göre çalışır; ama sistemler insanla işler. Bu insanın adını doğru koyamazsak, kurduğumuz hiçbir sistem uzun ömürlü olamaz.

Ve her şeyin sonunda dönüp şunu hatırlamalıyız:

Teknik eğitim, bu ülkenin geleceğine yapılan en stratejik yatırımdır. Ve o yatırımın adı asla “ara” ile başlamamalıdır.

Please follow and like us:
FACEBOOK
TWITTER
LINKEDIN
INSTAGRAM